aihmbasvuru.com
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne Başvuru Rehberi
Anasayfa I AİHM Kararları I AİHS I Ek Protokoller I Mahkeme İçtüzüğü I Bağlantılar I İletişim
DUYURULAR
ETKİNLİKLER / DUYURULAR
"Disko"ya atılan askere tazminat / ORİJİNAL KARAR METNİ

AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ DAİRE
PULATLI - TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru n° 38665/07)
KARAR
STRAZBURG 26 Nisan 2011
İş bu karar Sözleşme'nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup şekli bazı düzeltmelere tâbi tutulabilir.



Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Daire), tek daire olarak ve ;
Françoise Tulkens, Daire Başkanı,
Danuté Joèiené, hâkim, 
David Thôr Björgvinsson, hâkim,
Dragoljub Popovic, hâkim,
Andrâs Sajô, hâkim,
Işıl Karakaş, hâkim,
Guido Raimondi, hâkim,
Ve Stanley Naismith’in, Bölüm Yazı İşleri sorumlusu,

katılımıyla, 5 Nisan 2011 tarihli duruşma sonucunda şu kararı almıştır :

USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti devleti aleyhine açılan (n° 38665/07) numaralı davanın nedeni, bu devletin vatandaşı olan M. Ersin Pulatlı’nın (“başvurucu”) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne 13 Ağustos 2007 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur. 
2. Başvurucu, AİHM önünde Diyarbakır Barosu avukatlarından A.Yeşil tarafından temsil edilmektedir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) vekili tarafından temsil edilmektedir.
3. İkinci Daire Başkanı, 26 Nisan 2010 tarihinde başvuruyu Hükümet’e tebliğ etme kararı almıştır. Daire Başkanı, Sözleşme’nin 29 § 1 maddesinin öngördüğü üzere, davanın kabul edilebilirliği ve esası hakkında birlikte hüküm vermeyi kararlaştırmıştır. 


OLAYLAR 

I. DAVANIN KOŞULLARI 
4. Başvuru 1981’de doğmuştur ve Diyarbakır’da ikamet etmektedir. 
5. Başvurucu, başvurunun yapıldığı tarihte orduda çavuş olarak hizmet vermekteydi. Başvurucu 18 Nisan 2007 tarihinde garnizonu izinsiz terk etmiştir. 
6. 25 Nisan 2007 tarihinde yüzbaşı B.E. kendisini disiplinsizlikle suçlayarak savunmasını yapmasını talep etmiştir. 
7. Yüzbaşı aynı gün, başvurucuyu Askeri Ceza Kanunu’nun 171. Maddesine dayanarak 7 günlük oda hapsi biçimindeki hürriyeti kısıtlayıcı ceza ile cezalandırmıştır. 
8. 30 Nisan 2007 tarihinde başvurucu, orantısız olarak kabul ettiği bu cezaya itiraz etmek amacıyla bir üst amir olan albay İ.E.’ye başvurmuştur.
9. Yapmış olduğu itiraz kabul edilmemiştir. İtirazı reddeden albay söz konusu cezanın yasa hükümlerine uygun olduğu kararına varmıştır. 
10. Başvurucu, çarptırıldığı hücre cezasını, 15 Mayıs 2007 - 22 Mayıs 2007 tarihleri arasında Diyarbakır Jandarma Komutanlığı’nda çekmiştir. 

II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMA
11. Olay tarihi itibarıyla, Anayasa’nın 129. Maddesi şu hükmü içermekteydi:
“disiplin kararları yargı denetimi dışında bırakılamaz.
Silahlı Kuvvetler mensupları ile hâkimler ve savcılar hakkındaki hükümler saklıdır.”

1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu’nun 21. Maddesinin 3. paragrafı şu hükmü içermektedir:

“Cumhurbaşkanının, Yüksek Askeri Şuranın tasarrufları ve Sıkıyönetim Komutanlarının 1402 sayılı Kanunda yazılı tasarrufları ile disiplin suç ve tecavüzlerinden ötürü disiplin amirlerince verilen cezalar yargı denetimi dışındadır.”

477 sayılı Kanun’un 38. Maddesinde oda hapsi cezalarının içeriği açıklanmaktadır:

“Disiplin cezası almış asker kişiler mümkün olduğu takdirde, cezayı tek başlarına belirli bir hapis odasında geçirirler. Genel hizmet yapamazlar. Emir veremezler.”


HUKUK 
I. SÖZLEŞME’NİN 5§1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA 
12. Sözleşme’nin 5 ve 6 maddelerine atıfta bulunan başvurucu, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından değil de, askeri disiplin amirlerince kendisine hürriyeti kısıtlayıcı ceza verilmesinden dolayı şikâyetçi olmaktadır.
13. Hükümet bu iddiayı reddetmektedir.
14. Mahkeme başvurucunun talebini Sözleşme’nin sadece 5§1 maddesi kapsamında değerlendirmeyi uygun görmektedir, ilgili madde hükümleri aşağıdaki gibidir :

“1.Herkesin kişi özgürlüğüne ve güvenliğine hakkı vardır. Aşağıda belirtilen haller ve yasada belirlenen yollar dışında hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz.

a) Kişinin yetkili mahkeme tarafından mahkûm edilmesi üzerine usulüne uygun olarak hapsedilmesi; 

b) Bir mahkeme tarafından, yasaya uygun olarak, verilen bir karara riayetsizlikten dolayı veya yasanın koyduğu bir yükümlülüğün yerine getirilmesini sağlamak için usulüne uygun olarak yakalanması veya tutulu durumda bulundurulması; 

c) Bir suç işlediği hakkında geçerli şüphe bulunan veya suç işlemesine ya da suçu işledikten sonra kaçmasına engel olmak zorunluluğu inancını doğuran makul nedenlerin bulunması dolayısıyla, bir kimsenin yetkili merci önüne çıkarılmak üzere yakalanması ve tutulu durumda bulundurulması; 

d) Bir küçüğün gözetim altında eğitimi için usulüne uygun olarak verilmiş bir karar gereği tutulu durumda bulundurulması veya kendisinin yetkili merci önüne çıkarılması için usulüne uygun olarak tutulu durumda bulundurulması;

e) Bulaşıcı hastalık yayabilecek bir kimsenin, bir akıl hastasının, bir alkoliğin, uyuşturucu madde bağımlısı bir kişinin veya bir serserinin usulüne uygun olarak tutulu durumda bulundurulması; 

f) Bir kişinin usulüne aykırı surette ülkeye girmekten alı konmasını veya kendisi hakkında sınır dışı etme ya da geriverme işleminin yürütülmekte olması nedeniyle usulüne uygun olarak yakalanması veya tutulu durumda bulundurulması;”


A. Kabul edilebilirliğe ilişkin 

1.Askeri disiplin prosedürünün Sözleşme’nin uygulama alanına girmediği iddiası hakkında

15. Hükümet askeri disiplin prosedürünün Sözleşme’nin uygulama alanına girmediğini iddia etmektedir.
16. Mahkeme, Sözleşme’nin 5. maddesinin temel bir hak olan özgürlük ve güvenlik hakkını güvence altına aldığını hatırlatmaktadır. Her bireyin bu hak kapsamında korunma hakkı vardır, bu da Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. paragrafında sayılan haller dışında hürriyetinden yoksun kalmamak ya da hürriyetten yoksun kalmanın son bulması gereğidir (Weeks/Birleşik Krallık, 2 Mart 1987, § 40, seri A n° 114).
17. Dolayısıyla bu madde, ilgili devletin iç hukukunun bunu ceza hukuku ya da disiplin hukuku konusu olarak düzenlemesine bakılmaksızın, hürriyeti kısıtlayıcı her tür « cezaya » uygulanabilir.
18. Aslında, Sözleşme’nin 5§1 maddesinin belirttiği istisnalar « belirtilen haller dışında » ifadesinin de gösterdiği üzere sınırlı nitelik taşımaktadır (Quinn /Fransa, 22 Mart 1995, § 42, seri A n° 311, ve habita/İtalya [Büyük Daire], n° 26772/95, § 170, AİHM 2000-IV).
19. Bu nedenle, hürriyeti kısıtlayıcı bir disiplin cezası ya da tedbiri Sözleşme’nin 5§1 maddesini ihlal edebilir. Herhangi bir hürriyeti kısıtlayıcı cezanın Sözleşme’nin 5. maddesinin amacına uygun olup olmadığını belirleme yani bireyi keyfiyete karşı koruma yükümlülüğü Mahkeme’ye aittir (Bozano/Fransa, 18 Aralık 1986, § 54, seri A n° 111, Amuur/Fransa, 25 Haziran 1996, § 50, Recueil des arrêts et décisions 1996-III, Ilaçcu ve diğerleri/ Moldova ve Rusya [Büyük Daire], n° 8787/99, § 461, AİHM 2004-VII, Assanidze/ Gürcistan [Büyük Daire], n° 71503/01, § 171, AİHM 2004-11, McKay/Birleşik Krallık [Büyük Daire], n° 543/03, § 30, AİHM 2006-X, et Mooren/Almanya [Büyük Daire], n° 11364/03, § 76, AİHM 2009-...).
20. Bu bağlamda Mahkeme, askeri yaşamın özel durumunun önemsenmesi gerektiği hususunun tamamen bilincindedir. Sivil bir kimse açısından alınacak bir disiplin cezası ya da tedbiri hürriyeti kısıtlayıcı olarak nitelenebilirken asker bir kişi açısından aynı niteliği taşımayabilir ; bununla birlikte bu olayda da görüldüğü üzere silahlı kuvvetlerin normal işleyişinden açık biçimde uzaklaşmak olarak görünen kısıtlamalar Sözleşme’nin 5. maddesinin kapsamından çıkmaz (A.D./Türkiye, n° 29986/96, § 21, 22 Aralık 2005).
21. Sonuç itibarıyla, Hükümet’in iddiası yerinde değildir.

2.Altı aylık süre kuralı bakımından iç hukuk yollarının tüketilmediği iddiası hakkında

22. Hükümet iç hukuk yollarının tüketilmediğini ileri sürmektedir.
23. Mahkeme, Sözleşme’nin 35 § 1 maddesi hükümleri gereğince iç hukuk yolları tüketildikten sonra kendisine başvurulabileceğini hatırlatır. Bu bakımdan Mahkeme, 35 § 1. madde aracılığıyla Sözleşmeci Devletlere ihlal iddialarına karşı bunları ortadan kaldırmak ya da düzeltmek amacı güdüldüğünden, her başvurucunun iç yargı mercilerine davaya bakma imkanı vermesi gerektiğini vurgulamaktadır. Bununla birlikte, Sözleşme’nin 35. maddesi hükümleri bağlamında iç hukuk yollarının tüketilmesi, hak ihlaline karşı bir başvuru yolunun olması, bunun mümkün ve yeterli olması hallerinde söz konusu olur. Bu iç hukuk yolları belli bir kesinlik içermeli, teorik olarak değil pratikte de mevcut olmalıdır, aksi taktirde etkinlik ve erişilebilirlikleri eksik kalacaktır (Mifsud/Fransa (Aralık) [Büyük Daire], n° 57220/00, § 15, AİHM 2002-VIII).
24. Mahkeme, Anayasa’nın 129. maddesi ve 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu’nun 21.maddesi bakımından, başvurucunun çarptırıldığı disiplin cezasına karşı Türk hukukunda itiraz amacıyla başvurabileceği hiç bir yargı merciinin olmadığı kanısındadır (bakınız, yukarıda 11 numaralı paragraf).
25. Bu nedenle, Hükümet'in itirazı reddedilmelidir.

26. Diğer yandan, Mahkeme başvurucunun başvurusunu 13 Ağustos 2007 tarihinde, yani çarptırıldığı hürriyeti kısıtlayıcı cezanın bitmesinden itibaren altı aylık süre içerisinde yaptığını gözlemlemektedir. Bu bakımdan Mahkeme, iç hukuk yollarına başvuru olmaması durumunda, Sözleşme’nin 35 § 1. maddesinde öngörülen altı aylık sürenin dava konusu eylem ile birlikte başladığını hatırlatır (Hamza Yılmaz/Türkiye (Aralık), n° 46732/99, 1 Nisan 2003, ve Gongadzé/Ukrayna, n° 34056/02, § 155, AİHM 2005-XI).

3. Diğer kabul edilemezlik gerekçeleri
27. Mahkeme, Sözleşme’nin 35 § 3 maddesi hükmü bağlamında başvurucunun şikayetinin açık bir biçimde temelden yoksun olmadığı ve başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesinin olmadığı görüşündedir. Bu nedenle, başvurunun kabulü yerinde olacaktır.

B. Esas hakkında

28. Hükümet Sözleşme’nin 5. Maddesi hükümleri bakımından herhangi bir ihlal olmadığı görüşündedir. Hükümet, bir hürriyeti kısıtlayıcı işleminin kanun tarafından öngörülen bir yükümlülüğün icrasını sağlamak amacıyla yapılması halinde hukuka uygun olduğunu Sözleşme’nin 5 § 1.maddesinin b) bendine atıfta bulunarak savunmaktadır. Hükümete göre, amirlerin emirlerine uymak Askeri Ceza Kanun’unda öngörülen bir yükümlülük olduğuna göre, başvurucunun hapsedilmesi askeri disiplin kapsamına giren bu yükümlülüğü yerine getirmek bakımından gerekliydi. 
29. Başvurucu Hükümet’in iddiasına itiraz etmektedir.
30. Mahkeme, « kanun tarafından öngörülen bir yükümlülüğün icrasını sağlamak » ifadesinin yalnızca, kanunun bir kimseyi ihmal ettiği özel ve somut bir yükümlülüğü yerine getirmeye zorlamak amacıyla hapse müsaade ettiği durumlar bakımından geçerli olduğu görüşündedir. Halbuki Bay Pulatlı’nın maruz kaldığı yedi günlük oda hapsi cezasının hiç bir şekilde, gelecekteki benzer bir yükümlülüğün icrasını garantiye almak gibi bir amacı bulunmamaktadır. Başvurucuya askeri disipline aykırı davranıştan dolayı verilen hürriyeti kısıtlayıcı ceza, geçmişteki bir davranışa yöneliktir. Söz konusu yaptırım, baskıcı ve cezalandırıcı bir nitelik taşımaktadır ve bu nedenle b) bendinin kapsamına girmemektedir (Engel ve diğerleri/Hollanda, 8 Haziran 1976, § 69, seri A n° 22).
31. Mahkeme, 5 § 1 a) hükümlerine uygunluk için hürriyeti kısıtlayıcı cezanın bir yargı kararına binaen verilmiş olması gerektiğini hatırlatır. Ceza, ilgili dava konusunda karar makamı niteliğini haiz, Yürütmeye karşı bağımsız ve gerekli yargı güvencesine sahip yetkili bir mahkeme tarafından verilmiş olmalıdır (Medvedyev ve diğerleri/Fransa [Büyük Daire], n° 3394/03, §§ 123-126, AİHM 2010-..., ve Dacosta Silva/İspanya, n° 69966/01, § 43, AİHM 2006-XIII).
32. Mevcut olayda, Mahkeme başvurucunun verilen yedi günlük oda hapsi cezasını Diyarbakır Jandarma Komutanlığı’nda bulunan bir disiplin hücresinde çektiğini tespit etmektedir (bakınız yukarıda yer alan 10 numaralı paragraf).Bu nedenle, Sözleşme’nin 5.maddesi kapsamında hürriyetinden yoksun bırakılmıştır. Hapis kararı, askeri üstü tarafından alınmıştır. İlgili askeri üst yetkilerini kumanda zinciri içinde kullanmaktadır. Bu bakımdan, askeri hiyerarşik otoriteye tabidir ve bu otoriteye karşı bağımsız değildir. Diğer yandan, askeri üst huzurunda gerçekleşen askeri disiplin cezasına itiraz prosedürü de Sözleşme’nin 5.maddesi bağlamında öngörülen yargısal garantileri taşımamaktadır.
33. Sonuç itibarıyla, başvurucunun maruz kaldığı hürriyetten yoksun kalma durumu « yetkili bir mahkeme tarafından mahkûm edilme » olarak tanımlanabilecek kanuni mahkûmiyet niteliğinde değildir.
34. Bu nedenle Mahkeme, Sözleşme’nin 5 § 1 maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır.

II.SÖZLEŞME’NİN 46. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA

35. Bu madde hükümlerine göre :
‟1. Yüksek Sözleşmeci Taraflar, taraf oldukları davalarda Mahkemenin kesinleşmiş kararlarına uymayı taahhüt ederler
. 
2. Mahkemenin kesinleşmiş kararı, kararın uygulanmasını denetleyecek olan Bakanlar Komitesine gönderilir.”

36. Mahkeme, Sözleşme’nin ya da ek Protokollerinin ihlali hakkındaki kararın, Savunmacı Devleti yalnızca hakkaniyete uygun tatmin kapsamında belli bir miktar para ödemekle yükümlü kılmayıp aynı zamanda, Bakanlar Komitesi’nin denetimi altında,Mahkeme tarafından tespit edilen ihlalin ortadan kaldırılması amacıyla iç hukukunda gerekli genel tedbirleri ve/veya varsa bireysel tedbirleri alma yargısal yükümlülüğü altına soktuğunu hatırlatır.
37. Mevcut olay bakımından Mahkeme, 5 § 1. maddenin ihlalinin (yukarı yer alan 34 numaralı paragraf) 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu’nun 21.maddesinin uygulanmasına dayalı yapısal bir sorundan kaynaklandığını çünkü, amirler tarafından askeri disiplinin ihlali gerekçesiyle verilen hürriyeti kısıtlayıcı disiplin cezalarının bile yargısal denetime tabi olmadığını tespit etmektedir.
38. Savunmacı devletin, Bakanlar Komitesi’nin denetimi altında, Sözleşme’nin 46. maddesinden doğan hukuki yükümlülüğünü yerine getireceği araçlar konusunda, Mahkeme kararında varılan hükümlere uygun olmak kaydıyla serbest olduğunu tekrar belirtiriz (Broniowski/Polonya [Büyük Daire], n° 31443/96, § 192, AİHM 2004-V). Mahkeme, iç hukuk düzeyinde genel tedbirler alınması hususunun şüphe ...ürmeksizin işbu kararın icrası kapsamında da geçerli olduğunu gözlemlemektedir.
39. Bu davada varılan netice bakımından ve Savunmacı Devletin Sözleşme’nin 46.maddesinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmek amacıyla alabileceği diğer tedbirler saklı kalmak koşuluyla, Mahkeme, en uygun çözümün Türk iç hukukunda hürriyeti kısıtlayıcı disiplin cezalarının yargı güvencesine sahip bir makam tarafından verilmesini ve ya denetlenmesini sağlayacak bir mekanizmanın kurulması olduğu sonucuna varmaktadır.

II.SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
40. Sözleşme’nin 41. maddesi hükümlerine göre :
‟Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder. ”
41. Başvurucu, maruz kaldığı maddi zarar karşılığında 50 000 Euro (EUR) talep etmektedir. Buna ek olarak, manevi zarar olarak 50 000 Euro (EUR) talep etmektedir. Başvurucu ayrıca, Mahkeme önündeki dava için yapmış olduğu yargılama masraf ve giderleri için 20 000 Euro talep etmektedir. Kanıtlayıcı belge olarak da 1000 Türk Lirasına (yaklaşık 500 Euro) tekabül eden çeviri faturalarını göstermektedir. 
42. Hükümet, bu taleplere itiraz etmektedir. 
43. Mahkeme, tespit edilen ihlal ile ileri sürülen maddi zarar arasında bir neden-sonuç bağı görmemektedir ve bu talebi red etmektedir. Bununla birlikte, başvurucunun açık manevi bir zarara uğramış olduğunu kabul ederek kendisine manevi tazminat olarak 9 000 EURO ödenmesini uygun bulmaktadır.
44. Masraf ve giderler konusunda ise, Mahkeme’nin içtihadına göre, bir başvurucu masraf ve giderlerin kendisine ödenmesini sadece bunların gerçekliğini, gerekliliğini ve miktarlarının savunulabilirliğini kanıtladığı ölçüde sağlayabilir. Başvurucunun sunduğu belgeler ve belirtilen kıstaslar temelinde, Mahkeme, kendisine bu kapsamda 500 Euro ödenmesi gerektiğini düşünmektedir. 
45. Mahkeme, gecikme faizi oranı olarak, Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredi faizi oranına üç puanlık bir artış eklenerek bir faiz oranı tesisini yerinde bulmaktadır. 

AİHM, BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, OYBİRLİĞİYLE, 
1. Başvurunu kabulüne;

2. Sözleşme’nin 5 § 1. maddesinin ihlal edildiğine ;


3. a) Sözleşme’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak, Savunmacı Devlet tarafından başvurucuya manevi tazminat olarak 9000 Euro (dokuz bin euro), gider ve masraflar için 500 euro (beş yüz euro), buna ek olarak vergiye tâbi tüm miktarların ödeme tarihinde geçerli olan kur oranı üzerinden Türk Lirasına çevrilerek ödenmesine;
b)Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar geçen sürede, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına hükmeder.
4. Hakkaniyete uygun tatmine ilişkin diğer tüm taleplerin reddine hükmeder.

İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve Mahkeme İçtüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına uygun olarak 26 Nisan 2011 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. 

İmza İmza
Stanley Naismith Françoise Tulkens
Yazı İşleri Sorumlusu Daire Başkanı




Anasayfa I AİHM Kararları I AİHS I Ek Protokoller I Mahkeme İçtüzüğü I Bağlantılar I İletişim

Tarihçe I Doğru Bilinen Yanlışlar I Nasıl Başvurulur? I 6 Ay Kuralı I Başvuru Formu ve Unsurları I Yetki Belgesi ve Unsurları I Yargılama Süreci I Kabul Edilmezlik Kararı I Dostâne Çözüm
AİHM Kararlarının Niteliği I AİHM Kararlarının Etkisi I AİHS ve Türk Hukuku I AİHM Kararlarının İcrası
AİHS 1. Madde I AİHS 2. Madde I AİHS 3. Madde I AİHS 5. Madde I AİHS 6. Madde I AİHS Mülkiyet Hakkı




Ulgen Khan tasarımıdır.
Tüm hakları saklıdır © 2009
aihmbasvuru.com